12 Mart 2009 Perşembe

...

İniş çıkışlarımın hesabını yapacağım, herşeyin varlığı ve hiç birşeyin yokluğunun adil olmayan tarafıyla yetinebileceğim an bu an! Gelgelelim akmaya nazır kanı durdurmak için damarlarımda ciğerlerime doluşan havayla anlaşmazlıklarımı bitirince evet işte o an kamaşacak gözlerim; k,m demiş gözlerime indirdiğim ıslak tabakadan dolayı bulanık gördüğümü. İşe yarar organlarım elbet; soğuk lahit mermere dayalı sıcak etim, insan kemiğinden yapılan müzik aleti gibi dayanıklıdır darbelere karşı. Tereddütsüz! Develerin karnından çıkarılıp, binbir çeşit hastalığa karşı kullanılan değerli taş gibi anlamı olmayan korkunç şey! Heyhat, uçsuz bucaksız. Dağ mezarlığının kenarında gezinen köpek buz kesilmiş, kuyruğuna basılan benken; gözkapaklarımın zahmetli işleyişinin ağız çizgisiyle özensiz anlaşmasının kanıtıdır sadakatin en yüksek mertebesi. Ahlaki hiçbir öncül bu harikamsı boyun büküşüne alıkoymadan değer yargısı biçer her bir duruşa. İki el ve ayak çok şey anlatırken üçünü ve dördüncüsü ayırt edici olur; her duygusuna şekil vermeye çabalarken; ruhlarının açlığına maruz kalıp büzüşüp şekilsizleştiğinde aklı başına gelseydi insanın günahlarını başkalarına değil beynine, vücudunun en kutsal yerine mal ederdi.
Daha az hissedebilsin diye acıyı, dünyaya kürkünü giydirip, erdemle kırbaçladığımı görüyorum düşlerimde; uçarı sevinçlerimin liderliğinin dışlanmış savaşıdır bu. Şamdanlar yanıyor ve tuvalde görüyorum dünyayı; kafatası parçalanmış biçimde, görüyorum dünyayı ; sarkan organlarının dışlanmış haliyle, görüyorum dünyayı; kanayan gözlerindeki cenneti ve cehennemiyle. Görüyorum portrelerde peygamberlerin sahtesini, kutsal kitapların değiştirilmiş metinlerini, hüner sayılan ibadetin katıksız sahtekar ikinci yüzünü... Bembeyaz kesiliyorum aniden. Ressamın kutsal elleri şahit olmuşsa bu düzene; karşı konulmamıştır yüzyıllar boyu kısır düşünceye. Sanat sözünü söyleyip çekip gittiğinde; kılı kıpırdamamıştır endişe ve korku yanaşınca insan tepesine...

Hiç yorum yok: