Geriye doğru gidiyor birşeyler karşımda, tasarıdan ibaret planlarımdan öte, kutsal bir bebek nasıl olsa günahkar bir ihtiyara dönüşeceğine göre, günah bataklığındaki koca ihtiyar; kutsallaştırabilirsem eğer, işte o zaman susacak gök, dindirecek fırtınaların azizliğini. Toprak üzerinde yaşayanların gözyaşlarını en yukarıdan sunmayacak böylelikle. Günahkar çıkacak topraktan ve gitgide günlerini azaltarak adım atacak hayata. İhtimallerin en iyimseriyle iki elinin parmaklarının yedi katı kadar geriye doğru yaşayacak önüne sunulanı; ta ki anne rahmine dönene kadar. Mutlu olacak yetmişinde neyse yedisinde öyle olmadığına. Hiç hayata hevesle bakan göz ile hayattan hevesini kesen göz aynı olabilir mi? Mukayese bile edilemez! Genel geçer kurallar dahilinde; bütün ölülerin derilerinin serüveni aynı olsa bile...
Zamanı unutmaya başladığım; yetişemediğimden dolayı saatleri saymaktan yorgun düştüğüm andan beri zihnimdeki düşüncelerin suyu berrak; temiz akmakta. Ama uslanmadan yine girerim; kirli toprağa da kirlenmiş rahme de. Yerin en altında ve kazı biliminin arşa çıktığı eylem sonucu uyumaktansa; gökyüzündeki bulutlarda uyumayı hayal ederek uykusuzluğu arzu ederim. Yok oluşumdan türeyen varoluş ilkemdir gözü açık uykularım.
Yosun tutsa da bazı fikirlerimi tereddütsüz arınırım sessizlikte; kapalı kapılar ardında. Oksijen savaşının bitmek tükenmek bilmeyen darbeleri son bulur böylelikle; yuttuğunda beni toprak altındaki yeryüzü...
12 Mart 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder