18 Mart 2009 Çarşamba

...

Karanlık sokağı sakinleştirdiğinde gece lambası, bitimsiz karaltıda uzaklaşmak istedim banliyöden. Arnavut kaldırımında dinginlenemeyen ayaklarım, birbirinin benzeşi olan bir çift gözle (güneş ışığını geöirmeyen abisimsi göz) ilerliyordu. Herşeyi görmek mümkün, alanileşse de. Ben de gördüm, üzerinde güneş batmayan ama ilk başta şafağı kana bulayan imparatorlukların ankilozlaşmasınıi deneme alanındaki açık şehirlerin ilhak edilişini, yasaların baştan savıcı evrelerinin işlemese de eklemleri daha mürekkebi kurumadan apokaliptikleşini... Hazırlayın afişleri, çok şey anlatır abanoz gibi büstleri. Akçıl bedenim alazlayabilirse eğer güneşi, birbiriyle başedebilirse bir türlü bağdaşamayan güneş ile kozlarını törpülemeyen ay; ehlileştirebileceğim iki kardeşin taht ya da varis uğruna cinayetlerini. Desteksiz! Tekrardan görüyorum antropoit yaratıkları. Bostan korkuluğuna yöneliyor gövdem. Hiçbir zihinsel etkinlik istemiyorum, doğru bir gezegende yaşadığıma emin olana inandırılana kadar. Morenlerden tutun bordürlere kadar sert olan ne varsa afallamayınca; aynı memeden doyurulan yumuşak midelerin çekişmelerine, kelime hazinem yetmiyor kızgınlığıma...

Hiç yorum yok: