26 Mart 2009 Perşembe

...

Bundan böyle merhametsiz olma adına zebraların gövdesindeki izleri anımsatan gözyaşları dökmeme kararını verdiğimden beri, nasırlaşmış zihnime şefkat göstermek istemiyorum. Bugünden itibaren asaleten bırakıyorum aciz idrak anlayışımı. Çok değil; daha bu sabah şahit oldum bir annenin çocuğuna olan kötü, bir o kadar da ahenktan dualarına. Bisturiye yanıt vermeyen alagarson saçlarını arpa suyuyla yıkamış sanki, suni gözyaşlarının su geçirmeyen balçık toprağa akması gibi. Anaç haline gelmiş yavru dili ateşperest olmuş, ağzından püskürttüğü lavların balansını ayarlamaması, oğlunun alamünit saçlarının atlas çiçeği gibi olmasına neden oldu karşımda, dilinin akkor kesilmesi de cabası. Sustum ve dinledim kayıtsızca, dikenlerini bana batıran kirpi karşısında. Vukuata afallayan oğlanın aparey gövdesi tek parçaydı; bir kadranda can bulup terbiye edilen dev zaman gibi. Oysa o an o kadar çok isterdim ki amfibi olmasını. Annenin dili kuruduğunda (ki bu çok konuşmaktan); suda, oğlanın gözyaşları kuruduğunda; karada yaşayabiliyor olmasını; bata çıka hem de... Çift yaşayışlı düşünceler sardı başımın dört köşesini, barata varmışçesına. Küçükken beynini yararak vermeye çalıştıkları bilginin, büyüdüğünde diliyle yaralayarak vermeye zorladıkları tecrübenin boyunduruğunun alçaltıcı iksirini taşıyan anne, eti ağır ve yağlı bir balaban kuşuydu sanki, uzaklarda olduğu için bataklığı seven batakçıl bir canlı (bitki ya da hayvan, her ne ise) olmanın peşinden koşan oğlunun karşısında...

Hiç yorum yok: