18 Mart 2009 Çarşamba
...
Nereden gelirse insanın aklına hayatı bir cambaz ya da bir kukla olarak yaşamayı sürdürebilmenin çelişkisinin men edilemeyeceği. İpten ipe atlayan bir cambazın güçbela hareketleri; insanların elindeki ipte can bulan kuklayı güçlendiremez. O kuklanın görünmez ipleri başkalarının elinde demir kesilirse; işte o zaman sesi çatallaşır, gözlerine bıçak girer, kulakları dilenir işitilenleri; izinle alınan nefes de cabası. Bu kuklayı sirke de bıraksanız; Olympos'da tanrılarla sarhoş etmeye de kalksanız, işkence kampına atmaktan beter etmezsiniz. Doymayan insanoğluyuz biz. Bir kuklaya ırkını da yapıştırır; sonra da ırkçılık adı altında imha ederiz; nasıl olsa direnemez mahkum kuklamız, biz direnirken. Nefes izni biter ya da demir vicdanı yumuşayabilen soluk molası verdiğinde gaz odası yolunu gösteririz. Sonunda doğrudan doğruya ilerler bilim; yolu açılır istatistiğin. Yaklaşık sayılar, yüzdelik dilimler kalır kuklaların imha değerlendirilmesinden. İşte düşman politikası, işte vicdan politikası. Yüzyılın yüzleri kızartıcı ama iştahlarını açıcı en yeni kehanetleri... Boğazı temizlemenin, gözlerden bıçakları çıkarmanın, işitilenlerin akla uygun olması gerektiğinin zamanı gelmedi mi; özünde kukladan farksız olmayan cambaz; gösterinin sonunda alkışı alıp arkasını dönüp giderken...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder